Garip gereksiz ama ilgi çekici bir konu hakkında eğitim alasım, kokteyl yapmayı ögrenip “barmaid” olasım var, sadece sessizlik olsun &anlamadığım dilden konuşan insanlar ve bilmediğim güzel bir şehirde bir cafede oturup yazı yazasım var….

bir gün gelip motivasyonumu kaybedip gitme korkum var.

Le bonheur est contagieux.

seventh of November.

4 aéroports, 2 continents, 3 villes, 3 avions, il y a du soleil, y a du vent, fait froid, le soleil sur les montagnes, 3 chocolats, 2 sandwich, du thé, du café, sur les nuages. 

un peu perdu.

catharsis.

kendime yalan soyluyorum gibi hissettim bugun. yine kelimelerle oyun oynuyorum, yine zihnimde kelimeler bana oyun oynuyor. yine kelimeler yetersiz kaliyor. sanki bunu anlatacak hic bir kelime yok hic bir dilde. cumle kurmaya da useniyorum, aslinda o sirada bir sey soyluyorum farkinda degilim, nereden geldigini bilmedigim dusunceler var. yok etmiyorum. sulamiyorum hic, gunes aliyor ama. iyi olmasi gerekiyordu, bi turlu olmuyor. aslinda sorun yok gibi duruyor. ellerini tutuyorum, ama elleri titriyor. gostermek istemiyor, rol de yapmiyor ki. siginmak istedigim bir kalem kutusu lazim. uzaktan izlesem keske. suan gulesim geldi. kesinlikle iste o zaman birakip giderdim. uzaktan gordugumde, uzulurdum. hic iyi bir fikir degil. yine 0 derecesinde gibi. ne sag ne sol, ipteki o yuvarlak sey var ya bir asagi bir yukari cekiyorum. ama sabit. rutin degil, sabit. gun bitiyor, sanki not aldigim bir seyleri unutmusum gibi. not alsam da okumayi unutuyorum ki.

when do you think you end up with no more lying?

hello.

hello.

entre parenthèses.

herkes bir seyler yazmaya basladi.

benim de yazasim var, blogumu ilk actigim gunler, yedigim baligin gozune bakip korktugumu bile yazmisim. heyecan dolu. samimi tavirlar. burasi benim icin oyle bi yer degil. ama suan o amacla gibi bir yaziya basladim. travis caliyor, rock n coke un dayanilmaz cazibesine kapilmayip gitmeyip dinlemedigim travis, bizim eve geldi. yaklasik son 9 ay, “what’s the next step” dusuncesiyle gecti adeta. kosup, kosup, soluklanmaya calistigim da, su icip hemen devam ettim-sanirim. soyle bi oturayim dedim. en son kirmizi rulo bir kapta, gercek diplomam vardi elimde, bir baktim mezun olmusum coktan. oysa okuldaki gorkemli! beyaz kapimizin onundeki aslan heykeliyle fotografim hala yoktu. son sinifta hangi dersleri aldigimi bile coktan unutmus gibiydim. imza attim, diplomami teslim aldigima dair. sonra tekrar -rush, ofise geri dondum. tam o an, bittigini hissettim. bu kadar erken. deniz tekrar guzel geldi, hep ayni goruntu ortakoy camisi bile. kartimi teslim etmedim, sene sonuna kadar ogrenciyim, merhaba. 

evet aslinda herkes bir seyler yaziyor, yaziyor da yaziyor. takip edildigini biliyor, takip edilmek istiyor. 50 derece suan. aklima gelen hersey buraya mi dokulse? bayadir konusmayi ozledigim insanlar var. soylemeye usendigim seyler de var. tekstil-moda dunyasi kollariyla sarmaladi, birakmam diyor. gunde duydugum birbirinin aynisi kelimeler, dun soylenmis bugun yine soylenen sozler, yoruyor adeta. ben biseyler soylesem simdi, ya da hala sussam mi? sicakta da konusmak daha da yorucu, hele susmayani dinlemek. saka. ilk sergim acildi bu arada. ise girdim. bi de mezun oldum. buranin en acik secik seffaf yazisi mi bu. birileri cok sacma. birileri cok manidar. birileri cok ozlenesi. birileri uzaktan izlenesi. birileri muhattap olunmayasi. birileri sarilasi. birileri opulesi. birileri susulasi. birileri bakilasi. birileri var. 

ben gidiyorum simdi. bu parantez kapaniyor.

nays one.

nays one.